E-ISSN: 1019-5157
ISSN: 2651-5024
Cilt 27, Sayı 2 (2017)
Tam Metin PDF
Derleme
Sayfa: 105-111
Beyin tümörlerinde hastalık biyolojisinin moleküler biyolojik yöntemlerle irdelenmesi hastalıklar konusunda çok daha fazla bilgi
edinmemizi sağlamıştır. Bu sayede morfolojik kriterlere göre aynı görünümde olan ve aynı tanıyı alan tümörlerin farklı biyolojik
davranışlarda olabilecekleri görülmüş ve...
Sayfa: 112-121
Kanser hücreleri yaşamlarını devam ettirebilmek ve saldırganlık özelliklerini geliştirebilmek için birçok farklı mekanizma kullanırlar.
Bu mekanizmalar arasında genetik değişimler detaylı ve yoğun olarak çalışılmakta olsa da bu farklılıkların yanı sıra genetik üstü
(epigenetik) mekanizmaların kans...
Sayfa: 122-130
Kanserlerin bazı ailelerde daha sık görülmesi bir kansere yatkınlık durumunun olabileceğini akla getirir. Klasik bilgiye göre, diğer bir
çok kanser için gösterilmiş olan bu yatkınlık durumu, glial tümörlerin ancak küçük bir kısmında gözlemlenir. Klasik epidemiyolojik
çalışmalar gliomların ancak %5...
Sayfa: 131-136
Nörokütanöz sendromlar ektodermal kökenli dokuları etkileyen, genetik geçişli hastalıklardır. Cilt bulguları nedeniyle "fakomatozlar"
olarak da isimlendirilirler. Bugüne kadar 67 tanesi tanımlanmış olan bu sendromlar kanser yatkınlığı oluşturdukları ve sık olarak
hamartomlardan malign tümörlere uz...
Sayfa: 137-142
Santral sinir sistemi (SSS) metastazları, kanser hastalarındaki morbidite ve mortalitenin en önemli sebebidir. Etkin tedavileri için
hastalığın ve metastatik sürecin biyolojilerinin anlaşılması çok önemlidir. Yazının amacı periferik kanserlerin SSS metastazlarının
kanser biyolojisi konusundaki gel...
Sayfa: 143-149
Gliomlar, çocukluk çağındaki beyin tümörlerinin yaklaşık %60"ını oluşturur. Histolojik tanısı aynı olsa da moleküler heterojeniteye
bağlı olarak farklı biyolojik davranışlar gösterebilirler. Son yıllarda yapılan moleküler biyolojik çalışmalar bu tümörlerin biyolojik
davranışlarının anlaşılması kon...
Sayfa: 150-161
Düşük gradeli gliom (DGG) kavramı gliomların patolojik sınıflamasının evrilmesi sonucunda oluşmuş klinik bir tanımlamadır. Bu
kavramla tanımlanan tümörler benzer patolojik görünüme rağmen, anatomik yerleşim, klinik davranış ve tedaviye cevap açısından
belirgin farklılıklar gösterirler. Bu derlemen...
Sayfa: 162-168
Yüksek gradeli tümörlerin tedavisi on yıllardır bilinmezlikler ve başarısızlıklarla dolu bir alan olmuş ve bu hastalığa pessimist bir bakış
açısı yaratmıştır. Bu başarısızlığın en önemli nedeni tümör biyolojisini anlayamamış olmamızdır. Son on yıldaki moleküler biyolojik
çalışmalar bu heterojen tü...
Sayfa: 169-175
Meningiomlar en sık görülen beyin tümörlerinden birisidir. Her ne kadar meningiomların büyük bir çoğunluğu efektif şekilde tedavi
edilebiliyor olsa da meningiomların tedavisinde hâlâ tedavi için ciddi sorunlar çıkarabilen problemler vardır. Bu problemlerin
çözülebilmesi için meningiom biyolojisini...
Sayfa: 176-184
1942 yılında Stout ve Murray plevrada yerleşimli hemanjioperisitoma ve soliter fibröz tümörü tanımladılar. Sonraki yıllarda bu
tümörlerin vücudun birçok yerinde gelişebileceği gösterildi. Bu derlemede beynin nadir görülen tümörleri arasında yer alan bu iki
tümörün biyolojileri konusunda son yıllar...
Sayfa: 185-190
Hipofiz adenomlarında tümörogenez çok basamaklı olup genetik ve epigenetik değişiklikler ile birçok iç ve dış faktörün yer aldığı
karmaşık bir süreçtir. Bu süreçte onkogenler, tümör baskılayıcı genler, hücre döngüsü elemanları, genetik mutasyonlar, epigenetik
modifikasyonlar, mikroRNA"lar rol oyna...
Sayfa: 191-196
Medulloblastom çocukluk çağında en sık tanı konulan malign beyin tümörüdür. Son yıllarda radyoterapi ve kemoterapi alanlarında
olan gelişmeler bu tümörün prognozunu iyi yönde etkilemiştir. Fakat halen hastaların bir kısmı hızlı bir seyir sonrası kaybedilmektedir.
Moleküler biyoloji ve genetik alan...
Sayfa: 197-200
CNS-PNET"ler nadir görülen, agresif seyirli, immatür görünümlü, histopatolojik analizle ayırt edilebilecek belirteçleri olmayan bir
pediatrik beyin tümörü tipidir. Histopatolojik sınıflamanın bu tümörün biyolojisini yansıtmak konusunda kısıtlılıkları vardır. Bu nedenle
uluslararası bir kollaborasy...
Kordoma, embriyonal notokord kalıntılarından köken alan, aksiyal iskelet boyunca yerleşim gösteren, genellikle düşük dereceli,
kalsifiye olmuş ve lobüllerden meydana gelen kemik doku içinde yerleşimli bir iskelet tümörüdür. Bu derlemenin amacı kordoma tümör
biyolojisi, tanı ve tedavisi konusunda m...
Sayfa: 212-217
Kraniyofarenjiyomlar geçmişten beri iyi huylu tümörler olarak düşünülmüştür, ancak tedavileri zordur ve çoğu zaman kötü klinik
sonuçlar ve yüksek morbidite ile ilişkilidirler. Daha etkin tedavi yöntemlerinin geliştirilebilmesi için hastalık biyolojisinin daha iyi
anlaşılması gereklidir. Yakın zama...
Sayfa: 218-222
Yazının amacı, kanser tedavisinde standart yöntemler olan cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiye ek olarak ortaya çıkmış ve yaygın
kullanım alanı bulmuş olan hedefe yönelik kanser tedavilerinin güncel durumunu ortaya koymaktır. Glioblastomanın moleküler
biyolojisinin daha iyi anlaşılmasıyla tümör pa...